Hoşgeldiniz  

” ÇOCUKLUĞUMUZDAKİ GÜZEL TUZLA YI YAŞATMALIYIZ”

admin | 17 Ocak 2020 | Kategorilendirilmemiş


admin
kaankaplanytb@gmail.com

Röportaj: Sinem Hançerigüzel

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Ali Kılıç ile Tuzla’nın planlama ve çevre sorunlarını konuştuk.

Uzman ve planlamacı olmanın yanı sıra aynı zamanda, burada doğup büyüyen bir Tuzlalı gözüyle de değerlendirmelerde bulunan Kılıç, Tuzla’ya dair değerlendirmelerini içtenlikle anlattı .

“Çocukluğumuzdaki güzel Tuzla’yı, sonraki nesillere yaşatmamız, en büyük görevimiz.”

Sinem Hançerigüzel(SH): Bir mimar ve şehir plancısı olarak, büyüdüğünüz Tuzla ile günümüz Tuzla arasındaki değişimi nasıl görüyorsunuz?

Ali Kılıç(AK): İstanbul ve Tuzla’da neler olduğu ve nasıl değiştiğini görmek için 1980 öncesi ve sonrasındaki hava fotoğraflarını karşılaştırmak yeter. 1980 öncesi 24 km uzunluğundaki kıyı şeridinin Deniz Harp Okulunun olduğu alan hariç her yerde denize girmek, sanallaştırma dolaşmak balık tutmak, yani kıyıda denizle ilgili bir aktivitede bulunmak mümkün idi. Yani Merkezde, merkezin çevresinde her yerde denizle ilişkili bir aktivite buna dayalı bir kıyı kültürü vardı.

Bizlere dedelerimizin, babalarımızın bıraktığı, bizlere yaşattığı, bizlerin de gelecek kuşaklara bırakmak ve yaşatmak zorunda olduğumuz tüm güzel şeylerin birer birer yitip gittiğini görmek gerçekten insana çok acı veriyor. Oysa 1980 sonrası yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, yerel değerlerin korunması ve geliştirilmesi için yerel yönetimlere inanılmaz bir avantaj sağlıyordu. Ancak bu durumdan en çok zarar gören ilçelerden biri maalesef Tuzla oldu. Gerek 1980 sonrası gerek yerel yöneticilerin yerel değerler, doğal güzellikler ve kültürel değerlere önem vermemesi, bunların korunması için gerekli çabayı gösterememesi ve

farkındalık yaratamamaları, gerekse bu yitip giden hızla tüketilen değerlerin karşısında bizlerin sessiz ve yetersiz kalmasının bugünlere gelinmesinde önemli rol oynadığını düşünüyorum.

1980 sonrası İstanbul’un ne kadar istenmeyen, plansız gelişen sanayi tesisleri varsa yine plansız ve altyapı olmaksızın Tuzla’nın en değerli ve doğal mekânlarına atıldı (desantralizasyon). Önce Tersaneler, sonrasında deri sanayi, mezbaha, arıtma tesisi, sonrasında İSTON beton elemanları fabrikası…

Tersaneler İstanbul’un en özel mekanlarından birinde yer alırken, arkası olmayan, gelişme şansı olmayan bir alanda İstanbul’un en güzel mekanlarından birinde yer aldı. Bunun devamında gerekli teknoloji ve altyapıdan yoksun bir biçimde Arıtma Tesisleri yer aldı. Plansız bir gelişmenin ürünü olan Tersane ve Arıtma Tesisleri, denize girilen iki önemli koyun bu amaçla kullanılmasını engellerken, gerisindeki 1.sınıf tarım topraklarının da hızla yok olmasına yol açmıştır. Mercan Koyu bugün hala Türkiye’nin Alaçatı’dan sonra en güzel rüzgar alan koylarından birisi iken bugün plansız ve yoğun gelişme sonucu bu doğal özelliği ve potansiyelini kaybetmekle karşı karşıya.

Kadıköy-Tuzla ya tek doğal ve yerel kalmış bir yer olan Mercan Koyu ve Bölgesi çevresindeki olumsuz gelişmelere direnen Tuzla’nın E-5 altındaki iki alanından birisidir. Mercan Koyunun doğal niteliği ve mekansal özelliklerine aykırı bir şekilde düşünmeden, tartışmadan farkında olmadan müdahale etmek cinayettir. Bunun için bizden sonra gelecek olan çocuklarımızın, torunlarımızın da bu güzellikleri yaşamaları için farklı olanı, eşsiz olanı korumalı ve

“Gölün onarılmasını sağlayıcı plan kararları üretmek gerekir.”

SH: Mercan bölgesine değindiniz. Tuzla’nın o bölgedeki doğal alanlarından biri de göl. Orada da

yeni projeler hayata geçirilmeye başlandı. Bu projeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

AK: Kamil Abduş Lagün’u (Kamil Abduş Gölü) İstanbul’daki üç özel alandan birisi. Arıtma Tesisi, Tersaneler, kaçak olarak inşa edilen İSTON Beton Elemanları fabrikası ile yoğun ve bölgenin özelliklerine aykırı plan kararlarına dayalı gelişme sonucu bölge özelliklerini kaybetmiştir.

Rauf Orbay Caddesi altındaki (gölün tarafı) 1.,2. Ve 3. Derece Doğal Alanı. Bu durum da 1. Derece doğal sit alanlarının bu özelliklerini korumak ve geliştirmeye yönelik çok sınırlı müdahalelerin söz konusu olabileceği bölge, 2. Derece doğal sit alanı sınırlı geçici yapılaşmanın söz konusu olduğu bölgedir. 3.derece doğal sit alanı ise düşük yoğunluklu yapılaşmanın olduğu bölgedir. Yanılmıyorsam Kamil Abduş Gölü ve yaklaşık 25 yıldır Doğal Koruma Alanı tıpkı Tuzla 40 pafta gibi 25 yıldır koruma amaçlı planları yapılmıyor. Bu durum büyük bir sorun.

Gölün(Lagunun) içi 1. Derece sit alanı ve gölün doğal nitelik ve özelliklerine aykırı iki ada yapılmış şimdi de bu alanın nitelik ve özeliklerine uygun olmayan bir kıyı dolgusu yapılıyor. Göl, deniz ve tatlı su kaynağı ile beslenen dolayısıyla da buna dayalı olarak oluşmuş bir doğal özellik, nitelik söz konusu. Dolayısıyla gölün içinin ve çevresinin potansiyelinin, özelliklerinin iyi belirlenmesi bu bağlamda Tersaneler, Arıtma Tesisi ve İston’a rağmen doğal ortamı ve niteliklerini, özeliklerini koruyucu geliştirici bir plan geliştirilmelidir. Bunun için de önce gölü besleyen doğal su kaynaklarının temizlenip doğal hale getirilmesi, denizle kontrollü bir bağlantı sağlanarak Gölün özelliği, niteliği ve ekolojik yapısı korunmalıdır. Yani Gölün kaybettiği niteliklerini ve doğal özelliklerini kazandırmaya yönelik koşulların oluşturulmasını sağlayıp zaman içinde doğanın Gölün onarılmasını sağlayıcı plan kararları üretmek en doğru çözümmüş gibi geliyor bana. Çünkü Kamil Abduş Gölü hala Tuzla’yı diğer bölgelerden ayıran doğal haliyle gelecek kuşaklara da aktarılması gereken doğal bir kaynak, mirastır.

“Tuzla’ya özgü bir kıyı düzenlemesi için mücadele edenler yalnız bırakıldı.”

SH: Geçmişten Günümüze kadar gelen sürece baktığımızda Tuzla’nın birçok değerli bölgesini yitirdiğini görüyoruz. Bunlardan birisi de merkez bölgesindeki koy oldu. Doğal ve kültürel bu alanlarımızda yapılan bu projelerle ilgili ne söylemek istersiniz?

AK: Tuzla 40 pafta ķıyısı ve yakın çevresi bir bütündür ve birlikte ele alınıp plan kararları üretilmelidir. Bu plan kararlarında da 40 pafta için üretilmiş plan kararları ile bu bölgenin özellikleri ve niteliklerinin kıyıya ve yakın çevresine yansıtılması gerekir. Geçmişte 40 pafta özelliklerini kıyıya yansıtan deniz ile yaşayan bir yer iken, yapılan dolgular ile denizden uzaklaşmıştır. Son yapılan deniz dolgusu ile önceden deniz ile yaşayan ve o yaşamın kıyıdaki son kültürel izleri de silinip atılmıştır.

Eski Motor İskelesinin ve devamında Çay Bahçesinin Tuzla’da yaşayanlar için anlamı, değeri, önemi büyüktür. Tarihin, geçmişin izlerini taşır. Bugün artık yoğun bir yapılaşmanın olduğu yerleşmenin gerisindeki 1.sınıf tarım topraklarında yetişen Tarımsal ürünler Motor İskelesine yanaşan bir mavna vasıtasıyla İstanbul’daki Hal Binasına gönderilir ve oradan tüm kente

dağıtılırdı. Gerisindeki Çay Bahçesi de dinlenilen, ağaçların gölgesi altında kahvaltı edilen eşsiz bir mekandı. Bu nedenle kıyıdaki bu yerlerin bizim için korunması ve devamlılığının sağlanması önemliydi. O iskele bizim için basit betonarme bir iskele olmasının çok ötesinde bir yer.

Yapılan kıyı düzenlemesi gerisinde yer alan mekanlarla, kültür ile hiç ilişki kuramayan belli bir amaç doğrultusunda İstanbul’un bütün kıyı bölgelerinde olduğu gibi yapılan sıradan bir düzenleme. Oysa geçmişten günümüze kalan bu kültürü koruyarak, onun üzerine değil, yanına günümüzü onunla uyumlu bir şekilde inşa edebilirdik. Tuzla’da bir avuç insan bugün yapılmak isteneni önceden gördüğü için bu değerlerin korunması bu değerlerin yanında Tuzla’ya özgü bir kıyı düzenlemesi için mücadele etti; ancak maalesef bu mücadelede yalnız bırakıldı.

Kültürel değerlere, bu değerlerin gerçekleştirildiği mekanlara sahip çıkılmaksızın çıkılan zirvede uzun soluklu ve kalıcı olmak mümkün değildir. Bu nedenle doğal ve ķültürel değerlere sahip çıkarak, onları sahiplenerek koruyarak onlara uyumlu olarak yeni şeyler inşa ederek uzun soluklu ve kalıcı olarak zirvede kalabiliriz.

“Arıtma Tesisine gelen evsel atıkların ne derece arıtıldıktan sonra denize verildiği konusu bir bilmece.”

SH: Tuzla’nın en önemli sorunlarından biri de Arıtma Tesisi ve onun yarattığı koku. Arıtma Tesisinin ve diğer fabrikaların Tuzla’ya olan etkileri nelerdir?

AK: Arıtma Tesisi yerleşmenin göbeğine, İstanbul’daki nadir doğal mekanlardan birisi gerekli teknoloji ve altyapıdan tıpkı diğer inşa edilen kötü şeyler gibi yapılmış, daha sonra teknoloji ve altyapısı geliştirilmeye çalışılmış ve anlamaya çalıştığım kadarıyla da devam etmektedir.

Arıtma Tesisi yapılırken, Arıtma Tesisinin yanındaki alan, tesisin yarattığı olumsuz koşulları ortadan kaldırmak için Kent Parkı olarak planlarda yer almıştır. Burası kamuya bu amaçla mal edilen bir alan olduğu için kolayca hayata geçirilebilecek bir karardı. Ancak buraya Gaziosmanpaşa’daki yerinden İSTON Beton Elemanları Fabrikası Büyükşehir vasıtasıyla yasadışı bir şekilde taşınırken, İston’un Gaziosmanpaşa’daki arazisi üzerinde İstanbul’da Venedik “Venezia” adı altında çok yoğun bir konut alanı inşa edilmiştir. Bence Tuzla yerleşmesini derinden etkileyen bu gelişmeye hem bizler hem de yerel yönetim maalesef sessiz kalmış ve kabullenmişiz.

Arıtma Tesisinin bir başka olumsuz boyutu da Mercan Koyuna, denize verilen atıklar. Atık diyorum çünkü Arıtma Tesisine gelen evsel atıkların ne derece arıtıldıktan sonra denize verildiği konusu bir bilmece. Çevredeki sanayi tesislerinin, atıklarının ne derece evsel atık haline getirilip denize verildiği benim için tam bir bilinmeyen. Üstelik doğayı koruma, kirletmeme konusunda sicilimiz bu kötü durumda iken.

Bundan birkaç yıl önce bir avuç insanın gayretleriyle bir çalışma ve imza kampanyası başlatılmış toplanan imzalar TBMM, ilgili milletvekillerine iletilmiş ancak bir sonuç

alınmamıştı. Bu raporda Arıtma Tesisinden bu çevrede yaşayan insanların sağlığını tehdit edecek boyutta kimyasal madde (koku) yayıldığı, çevresindeki yerleşmeyi rahatsız etmeyecek bir biçimde Arıtma yapılmadığı ifade edilmişti.

Sonuç olarak Arıtma Tesisi Tuzla için büyük bir sorun ve sorun olmaya devam edeceğine inanıyorum. Çünkü yetersiz bir altyapı ve teknolojiyle inşa edildiğini, altyapı ve teknolojinin iyileştirmesi çabalarının yerleşimin ortasında binlerce insanın yaşadığı bir yer için yeterli olmadığı kanısındayım.

“40 paftada kat adedi değil yükseklik vurgulanmalı.”

SH: Biraz da imar Planlarına ve merkezdeki yeni yapılaşma Planlarına değinmek istiyorum. 40 pafta hangi Mahalleleri kapsar? İmarların 3 kata çıktığı konuşuluyor. Bu bölgedeki imar durumuna dair alınan yeni kararlar nelerdir?

AK: Cami ve Postane Mahallelerini kapsayan 40 paftaya ilişkin Koruma Amaçlı İmar Planında nasıl ve neye dayalı plan kararlarının alındığı konusunda çok net bir fikir sahibi değilim. Belediye’de yapılan toplantıya katılım çok yetersizdi ve plan kararlarının nasıl alındığı, ne gibi plan kararlarını içerdiği konusu da çok fazla ifade edilmedi. Ancak Koruma Amaçlı İmar Planlarında kat adedine dayalı bir yaklaşım, korunması gerekli değerlerin zaman içinde yok olmasını beraberinde getirecektir. Koruma Amaçlı Planların korunacak değerlerin ön planda tutulması ve bu değerleri koruyacak, devamlılığını sağlayacak plan kararlarının alınması esastır. Bu bağlamda 40 pafta içinde tescilli sivil mimarlık eserleri niteliğindeki yapılar, bunların özellikleri nitelikleri ve yakın çevresi ile ilişkileri büyük önem taşımaktadır. Bu durumda bu tür alanlarda kat adedi değil kot(yükseklik) önemli olmaktadır. Tescilli sivil mimarlık örneği yapının yüksekliği, çevresindeki yapıların yüksekliğini de belirlemede önemli

olmaktadır. Çünkü o binanın çevresinde, tescilli yapıyla uyumlu onunla yarışmayan her yönüyle onu ezmeyen bir yapının inşa edilmesi gerekir. 1939 yılında Henry Prost Tarihi Yarımada Planlarını yaparken Tarihi Yarımada’da yapılan hiçbir yapı +40 kotunu aşamaz diye bir plan notu yazmış, o plan notu günümüze kadar her planda değişmeden kalmıştır. +40 kotu Süleymaniye Camii’nin üst kotudur ve Tarihi Yarımada’da yapılan hiçbir yapı bu görkemli eserin siluetini ezemez. Koruma ilke ve kararları bu tür korunmaya değer eserlerin özellikleri ve nitelikleri baz alarak geliştirilmelidir.

40 paftada kat adedi değil yükseklik vurgulanmalı, tescilli eserlerin ve yakın çevrelerinin bu eserlerin yükseklikleri, malzemesi, sokağı ve bahçesi vb özellikleri belirlenerek bu özellikleri korunacak ve gelecek kuşaklara aktarılacak şekilde belirlenmelidir. Bu özellik ve nitelikler içinde kıyı ve suyla bütünleşen bir Tuzla’yı kıyı kültürünün oluşturulduğu bir Tuzla’yı tarif etmek gerekir diye düşünüyorum.

“Alternatifi olmadan bir yolu kapatmak son derece sakıncalı.”

SH: Geçtiğimiz günlerde yapılan oylama ile, çoğunluğun kararıyla sahilden Kalekapı’ya çıkan ana cadde trafiğe kapatıldı ve bazı ara sokakların da trafiğe kapatılacağı konuşuluyor. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

AK: Orada nasıl bir düzenleme yapılıyor, neresi yayalaştırılıyor, tam olarak bilmiyoruz. Ama “Ben burayı yayalaştırıyorum.” demekle olmaz. Alternatifi olmadan bir yolu kapatmak son derece sakıncalı. Önce alternatif çözümünü üretirsin, onu hayata geçirirsin, ondan sonra öbür eylemi yapar yayalaştırırsın. Mezarlığın oradan, eskiden oduncu olan yerden geçen bir by-pass yol vardı eski planlarda. Bunun dışında, sit alanı içinde oturan araç sahiplerinin araçlarını nerede bırakacağı konusu var. Bunlar için ayrı bir düzenleme yapılması gerekiyor. Bu düzenleme yapılmadan uygulamaya geçmek doğru bir karar olmadığı kanısındayım.

“40 paftayı var olan dokusuyla yaşatabilecek projeler üretmek gerek.”

SH: Tuzla’da tescilli tarihi evlerimiz var. Bunların bir kısmı kaderine terk edilmiş halde. Bir kısmı ise son dönemde, yeniden yıkılıp yapılmaya başlandı. Bu tarihi evlerimizi korumak adına nasıl bir politika izlenmeli?

AK: Bu evlerden var olanı aslına uygun olarak onarmak(restorasyon), bir de yok olanı belgelere dayanarak aslına uygun olarak yeniden inşa etmek(restitüsyon) mümkün. Bunları korumak, geliştirmek için kaynak yaratmak asıl mesele. Bunun için de iyi planlanmış ve programlanmış plan ve projelere ihtiyaç var. İşte kamunun görevi burada başlar. Bununla birlikte özel mülk sahiplerinin korunacak ve yaşatılacak bu değerlere sahip çıkarak gerekli fedakarlığı göstermesi gerekmektedir. Kamu aynı zamanda bu değerlerin korunması ve yaşatılmasında örnek plan ve projeler gerçekleştirerek özel mülk sahiplerine örnek olmalıdır. Bu konuda adımlar atılmaktadır.(Eski hamam yeri, belediye) Ancak ortaya çıkan projeler Tuzla’daki sivil mimarlık eserlerinin(tescilli yapıların) nitelik ve özelliklerini yeterince yansıtacak boyutta olmadığını düşünüyorum. Eskiden var olan dokular korunmalıdır. Sadece o binayı ahşaptan yapmak demek, eskisini inşa etmek demek değildir. O ahşabın kullanılış biçimi farklıdır, pencereleri farklıdır. Restitüsyon yaparken

benzetme diye bir kavram yoktur. Aynısını yapmanız gerekir. Bizdeyse yapıyı istedikleri gibi yorumluyorlar. Ahşap dış kaplaması var; ama saçağa bakıyorsunuz bambaşka, kapı bambaşka, pencere oranları ve malzemeleri bambaşka. Bunlar koruma kurulunun onayından geçiyorsa bir soru işareti var. Koruma kurulunun tarifinin dışında üretiliyorsa, denetlemiyorsa o ayrı bir sorun. Her şeyden önce vatandaş denetlemesi lazım. Bu tür inşaatlara bilgilendirici tabela asılması, halkın denetlemesi için orada ne yapıldığı öğrenmesi gerekir. 40 paftanın bitiminde yer alan bahçe içinde(Selami’nin bahçe) yapılan devasa binaya dair de hiçbir açıklayıcı bir tabela yok mesela. Yasal olarak açıklayıcı ve bilgilendirici bir tabela olmaksızın inşaata başlanamaz. Orada inşaatın yapımı sırasında çöken yolun gerekli tedbirlerin alınmadan başlanan inşaattan kaynaklandığı görülmektedir. Çok daha büyük bir felaket olabilirdi. Ama görüyoruz ki bugün hala yasal olarak konulması gereken açıklayıcı tabela olmaksızın inşaat devam etmektedir. Bu, o bölgede oturanlar için büyük sorun teşkil etmektedir.

“Sit alanının bitişiğinde(geçiş alanında) 7-8 katlı bina ile yapılaşma, planlama adına yanlış.”

SH: Orada başlayan yeni projeye biraz değindiniz. Bu konuyu açmak istiyorum. Orası tarım yapılan bir alandı şu an Marina’dan sonra Tuzla sahiline yapılacak ikinci büyük proje oldu. Bu projeye dair görüşleriniz nelerdir?

AK: Burası 40 pafta ve orası 40 paftanın komşusu. Orada bir var dini tesis projesi var, arkasında da yeşil alan var. Sit alanı bitiyor, arada yeşil alanlı bir geçiş olması ve sonra yapılaşmanın başlaması güzel. Ama 2-3 katlı yapılaşma olan bir sit alanının ardından 6-7-8 katla başlamazsınız. Geçiş bölgesinin özelliği şudur: Burası 2 katlıysa, sonrası 3-4 katlı binalarla başlar ve oradan uzaklaştıkça yükselir. Kıyı alanında bu kadar büyük ve soluksuz giden bir kütle planlamak başlı başına büyük bir sorun oluşturmaktadır. Bu büyük kütle gerisinde yapılan 2-3 katlı yapıların güneş ve hava almasını engelleyen bir durum oluşturmaktadır. Bu binaların gerisindeki 2-3 katlı yapılar birkaç yıllık yapılar. Bu binalar ömrünü tamamlamadan yeni bir plan yapılarak 6-8 katlı binalara izin verilmesi, bu 2-3 karlı binalar açısından büyük olumsuzluk taşımakta, ekonomik ömürlerini doldurmayan bu binaların yıkılarak 6-8 katlı binalar yapılması anlamına gelmektedir. Bu da her şeyden önce ekonomik bir sorun oluşturmaktadır. Planların bu kadar kısa bir dönem içinde değiştirilmesinin fiziksel, sosyal ve ekonomik büyük sorunları da beraberinde getirdiği tartışmasız bir gerçektir.

“Alınan kararlarda şeffaf olmak ve gerçekten katılım sağlamak lazım.”

SH: Tuzla için doğal ya da kültürel değerlere dair en önemli gördüğünüz ve üzerine düşülmesi gerektiğini düşündüğünüz konu nedir?

AK: Benim gördüğüm en önemli nokta şu: Askeri alanlar Tuzla için bir fırsat. Tuzla’nın niteliğini koruyan tek alanlardan. Bunlar yeterince değerlendirilemezse ve konut gözüyle bakılırsa tam bir felaket olur. Yapılaşma da olur elbette; ama yapı ile boş alanların dengesi Tuzla için bir fırsat. İkincisi; yapılarda denetleme mekanizmasının çok iyi çalışması lazımdır. Üçüncüsü; etaplar halinde planlar yapılıyor. Aslında bunun bütüncül olması lazım. Yani bir yerde 3 kat ev yapılırken, hemen yanında 5 kat bir yapının yapılması planlamanın temel ilkesi olan eşitlik ilkesine aykırı bir durumdur. Sonuçta birbirinin devamı olmayan, birbiriyle bütünleşmeyen plan kararları ortaya çıkabiliyor. Bir diğer nokta; alınan kararlarda şeffaf olmak ve gerçekten katılım sağlamak lazım. İnsanların neler yapılıp yapılmadığından haberi olması lazım. Burada doğanlar da var, buraya göçle gelenler de var. Burada yüz yıldır yaşayan insanlar var ve onların oluşturduğu bir kültür var. Oluşan bu kültürün devamlılığı ve sürekliliği önemliyken, başka bir kültürü var olan o kültürün üzerin değil, yanına eklersiniz ve o yerleşmedeki kültürü zenginleştirip çeşitlendirirsiniz. Bu güzel ve olması gereken bir şeydir. O kültürü yok edip, onun üzerine başka bir kültür inşa etmek de hiç olmaması gereken bir şeydir. Ama biz galiba bu hiç olmaması gereken şeyi yaşıyoruz.

Azınlık gibi gözüken bu insanların babalarının, dedelerinin oluşturduğu mekanları bu insanların

yaşatma şansı verilmeli ve düzenlemeler yapılırken bu mekanlar ve kültür iyi araştırılmalı ve tanınmalı ve ona göre düzenleme yapılmalıdır. “Çoğunluk böyle istiyor.” mantığı demokratik olmayan bir yöntem. Bu tür anlayışları terk etmemiz gerekiyor. Tuzla bir bütün ve bütün olarak hareket etmemiz lazım. Herkes birbirine saygılı olarak bir arada yaşamayı öğrenmek zorunda. Bir arada yaşamanın yolu da insanların, birbirinin kültürüne, sosyal yapısına, birbirinin oluşturduğu kültürel mekanlara sahip çıkması ile olur. “Zenginlik daha çok yapı, AVM’ler ve daha yüksek yapılar değildir.” Tuzla’nın şu anda bile elinde bulundurduğu kültürel ve doğal değerler çok önemli bir zenginlik aslında. Zenginlik daha çok yapı, AVM’ler ve daha yüksek yapılar değildir. Bunlar geçici zenginliklerdir. Önemli olan kalıcı zenginlik yaratmaktır ve bu değerlerin varlığı, Tuzla’yı diğer bölgelerden farklı kılan zenginliklerdir. Bu zenginlileri yaşatmanın planları yapılmalıdır. 5 yıllık, 10 yılık geçici şeylere ihtiyacı yok Tuzla’nın. Zirveye, doğal ve kültürel değerleri koruyarak, yücelterek çıkmak, zirvede kalıcı olmanın temel koşuludur. Eğer bu değerlere sahip çıkılmadan, bu değerleri tüketerek zirveye çıkıldığında, zirveden inişiniz de o derece keskin olur. Bunun için daima kalıcı ve sürekliliği olan kararlara ihtiyacımız var. Tuzla Mercan koyu, Tuzla merkez ve Marmados koyu… Hepsinin farklı özellikleri vardı. Marmados koyuna baktığımızda, “Deniz kenarında ayakkabıcının ne işi var, Carrefour’un ne işi var?” diyorsun. Deniz etkinlikleri ile ne ilgisi var? Bunlar pek ala kentin gerisindeki merkezlerde de yer bulurdu. Elimizde sadece Mercan koyu kaldı. AVM vs. kalıcı şeyler değildir. Pendik Marina vardı, Tuzla Marina yapılınca orası önemini yitirmeye başladı. Daha vahşi daha büyük bir şey yapıldığında Tuzla Marina da önemini yitirecek. Kıyı projesi yapılırken insanlar dediler ki “Şöyle yapın, böyle yapalım.” Duyarlı insanlar tepki gösterdi; ama birçok kitle ne yapılmak istendiğinin farkında değildi. Burayı korumak için çaba gösteren, buranın niteliklerinin farkında olan insanlar var. Bunun için en büyük görev kamuya düşüyor. Kamu öncü olsun ve fedakarlık yapsın ki vatandaşlardan da fedakarlık yapmasını isteyebilsin. Kamusal alanlar yapılaşma için kullanılıyor, halbuki oralar herkesin malı ve kamu amaçlı kullanılmalı. Oraları özel mülkiyete devrettiğiniz zaman, insanlara kıyıyı doldurup açık alan olarak orayı göstermek durumunda kalıyorsunuz. İnsanlar “Asıl yeşil alan burada. Niye denizi dolduruyorsun ve oradaki doğal yaşama müdahale ediyorsun?” diye sorgulamıyor. Kamunun elindeki arazilerin yarısı yeşil alana açılsa, bu dolguların büyük bir kısmı olmazdı. Deniz, denizsel amaçlarla ve kıyı kültürüne dayalı işlevlere uygun olarak kullanılabilirdi. Kıyılara AVM inşa etmezdik, binalar dikmezdik.

“Teknolojiyi, doğaya verdiğimiz hasarı onarmak için bir yol olarak kullanmalıyız.”

SH: Son olarak neler söylemek istersiniz?

AK: Doğa kendine ait olanı bir şekilde geri alır; ama bugün; ama 50 yıl sonra. O yüzden, “Doğayla nasıl uyumlu bina yapılabilir?” diye düşünerek teknolojiyi, doğaya verdiğimiz hasarı onarmak için bir yol olarak kullanmamız gerekir. Böyle kullanılmazsa her zaman kaybeden insanlık olacaktır. Senin çocuğun, torununun, bu işlerde günahı olmayanlar bunun bedelini ödemek zorunda kalırlar. Çocukluğumuzda bizden önceki neslin bize yaşattığı güzellikleri, bizim de bizden sonraki nesillere

yaşatmamız, en büyük görevimiz. Bunları yaşatmak için planlama adına ne yapılması gerekiyorsa onları yapmamız lazım. Olumlu ve sürdürülebilir projeler oluşturmamız lazım. Maalesef yapılanlar bunları sürdürülebilir kılmaktan uzak. O nedenle bu projeler çok seslilik, farkındalık ve ortak akılla yapılmalı. Elimizde geçmişten kalanları korumak ve bizden sonraki nesil

geliştirmeliyiz diye düşünüyorum.

381 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Bizimle İletişim Kurun

www.tuzlayorum.net haber sitesindeki reklam ve habeler izinsiz kullanılamaz.Her hakkı saklıdır. PRODUCER KAAN KAPLAN